Bir fikir platformu olarak hedefimiz ,kutuplaşmanın giderek arttığı,fay hatlarının keskinleştiği,siyasetçilerin sadece şehit cenazelerinde bir araya gelip konuştuğu ülkemizde,Yeni Siyaset Kültürü'nün oluşumuna katkı sağlayarak,Yeni Siyaset İnsanlarına ,Siyasette Bende Varım dedirtmek.

Faik Tunay'dan Tarım Yazısı

İthalat Çılgınlığı İle Nereye Kadar?

Son günlerde herkes tarımı konuşur oldu. Özellikle pandemi süreci ile birlikte artan gıda fiyatları, iklim değişikliği, kuraklık tehlikesi yüzünden TARIM çok daha önemli hale geldi. Dünya’da gıda fiyatları artıyor ama Türkiye’de gıda fiyatları Dünya ortalamasının beş katı artıyor. Dünya’da fiyatlar artıyor bizde de artsa ne olacak diyemeyiz, bizim tarım ve hayvancılık politikalarımızın eksik, hatalı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Şişli Belediye Başkanı Eski Başkanı’nın arkasına golf sahasını alarak yaptığı tarım konuşması özellikle sosyal medya da çok konuşuldu ve eleştirildi. Elli senedir tarım ve hayvancılık sektöründe yer alan bir ailenin ferdi olarak tarımın konuşulması tarım ve hayvancılıkla ilgili farkındalık oluşturulması beni ve ben gibileri mutlu ediyor beni üzen bilinçsiz bir şekilde, tarıma ve hayvancılığa dair gerçekler bilinmeden konuşulması. Böyle olunca da maalesef tarım slogandan öteye geçemiyor.

Türkiye senelerdir artan gıda fiyatlarını konuşuyor ve tartışıyor. Hatırlayın 2019 yılında hükümet artan fiyatlara karşı Tanzim Satış Noktaları kurmuştu. Bu noktalar kurulurken ana tema üreticiden tüketiciye doğrudan sebze ve enflasyonla topyekûn mücadele idi. 2021 yılına girdik yine artan gıda fiyatlarını konuşuyoruz demek ki bir arpa boyu yol alamamışız, ne acı bir tablo aslında. Artan gıda fiyatlarını konuşurken asıl konuşulması gereken et fiyatları. Et fiyatlarını konuşmaya başlayınca hayvancılık politikamızın ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkıyor. 

Türkiye 2002 yılından beri net canlı hayvan ithalatçısı durumuna gelmiştir. En son 2002 yılında ihracatımız, ithalatımızdan fazla olmuş, o sene 31,3 milyon dolarlık ihracat yaparken,15,9 milyon dolarlık canlı hayvan ithalatı yapmışız o seneden sonra işler tersine dönmüş ve net ithalatçı ülke olmuşuz. Örneğin 2013 yılında 346,4 milyon dolarlık canlı hayvan ithalatı yaparken sadece 13,4 milyon dolarlık ihracat yapmışız. 2002-2021 arası birkaç sene ithalat düşme eğilimi gösterse de hala net ithalatçı ülke konumundayız. Örneğin 2019 yılında canlı hayvan ithalatımız %56,7 azalmıştı ama arka planına baktığımız zaman 2018 yılında yaşanan ithalat çılgınlığından sonra oluşan tepkiler sonucu ithalatın azaldığını görüyoruz. Ankara’da birileri herhalde bu kadar da olmaz, ayıp oluyor dedi ki canlı hayvan ithalatımız 2019 yılında %56,7 azalmıştı. Ne zaman hayvan ithalatı konusu açılsa hükümet yetkilileri hemen şunu söylüyor: Artan fiyatları düşürmek için ithalata mecburuz! Hayır biz ülke olarak ithalata mecbur değiliz biz üreticiyi, çiftçiyi, köylüyü desteklemeye mecburuz. Biz artık tarım ve hayvancılık sektöründe yer alan insanlara balık vermeyi bırakıp, balık tutmayı öğretmeliyiz. Balık vererek yani destekler ile bir yere kadar gidilir, desteklerin karşısında girdi maliyetleri yani gübre, mazot, ilaç, yem fiyatları arttığı zaman destekler de yeterli olmuyor. Destekler yeterli olmayınca işletmeler zarar etmeye başlıyor zarar eden işletmeler bir süre sonra kapanıyor. Özellikle gençler tarım ve hayvancılık ile uğraşmak istemiyor, onların tek derdi bir fabrikaya girip azcıkta olsa maaş almak. Böyle olunca da işte tarım ve hayvancılık sektörü can çekişiyor.

Hükümet ısrarla büyük ve modern işletmeler kurulsun istiyor ve bunu teşvik ediyor. Modern ve büyük işletmelerin sayısı artarsa hayvancılık gelişir diye düşünüyorlar. Yanlış işte burdan başlıyor. Türkiye’nin yapması gereken küçük işletmeleri desteklemek, onların ayakta kalmasını sağlamak. Tarım ve Orman Bakanlığı Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı olan çiftçi sayısı 2017 yılında 2 milyon 132 bin 491 ve çiftçi başına düşen arazi varlığı ise 70 dekar. Bu genişlik, AB ortalaması ve gelişmiş ülkelerin çok gerisinde kaldığı için mutlaka hanelerin arazi varlığının büyütülmesine yönelik politikaların uygulanmasına ihtiyaç var.  Hızla küçülen işletmelerin arazi varlığı ortalama 5 parselden oluşuyor. Bu yapı ve işletme büyüklüğü ile tarımda istenilen ölçüde teknoloji kullanılamıyor ve kullanılan girdilerden de istenilen verimlilik sağlanamıyor. Hayvancılık için olmazsa olmaz tarımsal ürünlerdir. Tarlalarda yetişen mısır silajı, arpa, buğday, yonca gibi ürünler hayvancılık içim hayati derecede öneme sahiptir. Kişi başına düşen arazi ne kadar küçük olursa hayvanlara yedirilecek yemlerde o kadar az olur. Onun için Türkiye için en doğru olanı küçük aile işletmeleridir. Türkiye’nin tarım ve hayvancılık sektörü için en temel hatası işin en başında sorunları doğru tespit edememektir, sorunlar doğru tespit edilmediği zaman bulunan çözümler de doğru sonuçlar vermiyor.